Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
-- %0,00
BIST 93.287
%0,06
Dolar 5,4647
%0,18
Euro 6,1990
%-0,06
Altın 212,68
- REKLAM -
REKLAM

1449′

158 defa okundu kategorisinde, 25 Eki 2018 - 18:54 tarihinde yayınlandı
1449′
- REKLAM -


Zamanın sınırlarının mutlak kapılarını zorlayan mekânın karanlık duvarları kalp atışlarımızın ayak seslerine karşı güçlü kalamıyordu. Güneş yerle bir olmuş, toprak çoktan göğe yükselmekteydi. Şakaklarımıza binen karanlık gece miydi yoksa bu amansız baskı depremlerimize yol açan korkumuzdan mı kaynaklanıyordu bilmiyorduk. Tek gerçek; zamanın sınırlarını aşıp kendi yelkovanlarını oluşturan ruhunun, az sonra dehlizden çıkıp gelecek olan bilinmezliğe karşı kendini, sırtına sığınmış olan bi’çare bana siper etmiş oluşuydu. Hayat yoktu, sonsuzluk hiç var olmamıştı ama yine de yok olup gitmenin acizliğiyle çöktü çökecek olan tavanın altında öylece bekliyorduk.

Anlamlara sığdıramadığımız acının şeytan tırnakları omuzlarımızı çiziyordu; kan damlıyordu göğe, topraktan yağmurlar yağıyordu. Kendi yüzyılımızın kıyametinin kopuşuna birinci dereceden şahitlik ederken kime neyi anlatmamız gerektiğini bilmiyorduk. Güneşler doğuyordu ayaklarımızın altında, ruhlarını bir gece vakti masamdaki kokulu mumda yaktığım hayaletlerim uyanıyordu başımın üstündeki toprakta. Yaklaşan ayak seslerini işitebiliyordum; duvarlar ağlıyor, sen titremiyordun. Parmak uçlarımdan başlayıp beni terk etmeye hazırlanan can sularım nehirlerine taşıyordu, benden sonra seni yaşatmak için. Korkmuyor oluşum korkutuyordu beni, ‘sonsuzluğumun’ sonunun titreyen ellerini çürümeye yüz tutmuş ellerimde hissetmeye başlıyordum çünkü. Üstelik tezatlığa inat sevgimle büyüttüğüm kaktüslerim gibi yaşayamıyordum artık, durduramıyordum olan biten karşısında titreyen ellerimi. Başaramıyordum başarı vakitlerine ayarlı saatlere göre yaşamayı. Kendi adımlarımın önüne geçiyordu adımlarım, kendimin en büyük engeli olup dikiliveriyordum karşına. Bak, diyordum, kendi zamanı olmayan birine zamanını akıtma, kendi zamanlarını kendi ruhun için yaşa. Kâinatın yıkılış seslerine karışıyordu son kelimelerim. ‘Can sularım senindir, akıtma küllerime.’

Evrenin kırılan aynalarının yüzeylerine yansıyordun; yok olan kâinatımın tam ortasında duruyordun öylece, zamanın sınırlarını yeniden çiziyordun. Bak, diyordun, bu çizgiyi geçtiğin anda tek bir ruhta vuslata ereceğiz. İki hüzün sahibinin birbirine yardım edebileceğini söyleyeceğiz tekrardan, kokusu rüzgârlara karışan yıllarımızda olduğu gibi.

Hiç var olmayan kâinatım yok oldu gözlerimin önünde, büyük bir boşluğun kucağında kalakaldın öylece; zaman da varlık da yok oldu ve biz, yeniden doğduk, yarattığımız iskelede deniz yorgun adımlarımızı ıslatırken.

Gece bizim için küçük bir mum yaktı.

25102018

©surua

Haber Editörü : Tüm Yazıları