Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0,76
BIST 93.389
%-5,52
Dolar 6,4919
%-5,89
Euro 7,3959
%-5,54
Altın 249,13
- REKLAM -
REKLAM

Merhabaların Vedası

274 defa okundu kategorisinde, 01 Haz 2018 - 22:57 tarihinde yayınlandı
Merhabaların Vedası
- REKLAM -


Zaman ne çabuk geçiyor! Bu fani dünyayı bırakıp sonsuzluğun evi olan gökyüzüne taşınmanın birinci senesi kutlu olsun. Doğumun kutlu olsun…

☁☁☁☁☁

Merhaba sızlayan canımın en kuytu köşesi,

Sana bir mektup yazmak, sonsuz karanlığıma bir meşale yakmaktan çok daha zor, ki ben, elimde ne kalem tutmayı bilirim ne de meşale. Tuttuğum kalemin mürekkepleri damarlarıma can suyu olur, meşalem derimden içeri bir haylaz çocuk gibi sızıp can suyumun ıslattığı tüm ıslak sokaklarımı tutuşturur. İşte bu yüzden biriciğim; son can suyum ile sana bir mektup yazmak, çoğu gece öldüğüm bu fani dünyadaki en büyük intiharım olur.

Birer birer adımladım önümdeki patika yolu; dönüp geriye baksam elinden elime geçen kanların ardımda mahzun bir iz bıraktığını görürüm, bu iz senin beni yapayalnız bıraktığın dünyadaki rabıtamızın tek şahidi ve kanıtı ancak senden sonra asla geriye dönüp bakmaya muvaffak olamadım.

Yaşamak nedir, diye sorsalar cevabım ölmek olur. Ne demek istediğimi anladığını farz ediyorum, kuzum zira yaşamanın ölmek olduğunu bizzat deneyimleyen sensin. Yaşamak için yaşamak istedin, seni ensenden soğuk elleriyle yakalayan ölüm meleğine inat. Binaenaleyh ikimiz de biliyoruz ki, hepimiz ölmek için yaşıyoruz.

Üzerime bir elbise gibi giyindiğim soğuk rüzgâr gibi hızla akıp gidiyor zaman; bir gece vakti büyük bir sevgiyle ilmek ilmek ördüğümüz tüm anılarımız, ölümünün verdiği ağırlıkla kamburlaşan sırtımın gerisinde kalıyor. Gittikçe siliniyorsun karanlık zihnimden, beni bu ürkütücü sokakta bir başıma bırakıyorsun. Benim güzel yüreklim… Beni geri dönüşü olmayan çıkmaz sokağa sokup neden bir başıma bıraktın? Bilmez misin yön duygumun seni bulduktan sonra başka yönlere sapmamak adına köreldiğini?

Hayatın koşuşturmacalarına takıldıkça adımlarım tökezliyorum ve bedenimi bir kez daha yerde buluyorum. Senin öperek sardığın kabuk bağlayan yaralarım birer birer kanamaya başlıyor. Onların kanaması acıtmıyor canımı; son öpücüklerinin de bedenimi terk etmesi, senden geriye kalan tek varlığın da beni terk etmesi acıtıyor, benim solan kiraz çiçeğim. Her geçen gün bir başka kapının daha yüzüme kapandığı bu fani dünyada daha ne kadar faniliğimi sürdürebilirim bilmiyorum ancak hiç görmediğim o güz günü gülüşün zihnimin topraklarına bir tohum gibi düştükçe onu susuz bırakmamak adına yaşamalıyım, diye düşünüyorum ancak söyle bana, bu kuru toprağı üstüme alsam bile susuz kalır mısın çiçeğim? Çünkü seni bir kez de ben soldurmak istemiyorum.

Beyaz kağıdı süsleyen tuzlu yaşlarımı ve her gece banyo zeminimi renklendiren kanlarımın mektubumu da renklendirmesini senin göremeyecek olmana seviniyorum. Çünkü eğer görseydin uğruna tüm hayat meşalelerimi söndüreceğim gözlerini ağlamaktan helâk ederdin.

Sana uzun uzun mektuplar yazmak isterdim her gece, sonlarını öpücüklerimle mühürlediğim lâkin beni affet kelimelerimin en nadide olanı, sana yazabileceğim tek bir mektubum var sonunu kanımla mühürlediğim. Bu yüzden hislerimi kısa yoldan en iyi şekilde anlatabilecek uygun kelimeler bulmaya çalışıyorum fakat bulamıyorum zira his denen kavram bende kalmamış kuzum. Bu biraz beni öldürüyor, özür dilerim.

Geceni aydınlattığını söylediğin gözlerimin feri de gitti senin gidişinden sonra, biraz daha karanlığa gömüldüm. Aslında bilmelisin ki bu karanlık odada bulunmanın, toprağın altında bulunmaktan hiçbir farkı yok. Yetersizlik hissini ruhumun dibine kadar yaşarken bir şeyler uğruna çabalamak anlamsız geliyor. Günün her saniyesi kulağıma fısıldayan şeytanın ‘Nasıl olsa öleceksin’ cümleleri yaşama tutunduğum tırnaklarımı koparıyor ve ben bir falezden aşağı hızla düşüyorum, bu yüzden sana geldiğimde saçlarım ıslak olursa şaşırma. Onları birer birer kurut, tara ve öp. Dileklerimi geri çevirmeyeceğini biliyorum, güzelim.

Mektubuma bir son vermem gerekiyor, hoş kokulum. Sırf senin öpücüklerini özledi diye bedenimin her zerresi, biraz sonra evden çıkıp saçlarımı ıslatacağım. Hayır küçüğüm ağlama, canım acımayacak. Zaten her zaman kuşların nasıl uçtuğunu, balıkların yüzerken nasıl hissettiğini merak etmişimdir. Bir kuş olup uçacağım denizin derinliklerine doğru, balıktan bir küçük adam olacağım. Solungaçlarımda tek bir nefes kaldığında dudaklarından yaşam nefesi çalacağım. Acılarıyla vücudu yara bere olan bu küçüğü denizin derinliklerinde bekle, inci tanem; ıslak saçlarımla dizlerine yatmadan seni karanlıktan çekip çıkaracak güzel mumlar yakacağım.

Son kanımla mühürlüyorum mektubumu. Bu bir elveda değil biriciğim, bu bir merhaba!

01.06.2018

©Surua

Haber Editörü : Tüm Yazıları