Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%1,50
BIST 94.437
%0,08
Dolar 4,7356
%0,05
Euro 5,4914
%-0,31
Altın 194,06
- REKLAM -
REKLAM

Zihnimin Karanlık Sokakları

23 defa okundu kategorisinde, 08 Tem 2017 - 23:13 tarihinde yayınlandı
- REKLAM -


Merhaba, ben Surua.

Uzun sayılacak bir zaman zarfı boyunca yazılar yazan biri olsam da bu benim ilk köşe yazarlığım. Diliyorum ki ilerleyen zamanlarda sizinle paylaşacağım yazılarımı beğenir ve okurken oldukça keyif alırsınız. Hatalarım olursa lütfen affedin.

O halde uzun yolculuğumuzdaki ilk durağımıza doğru yola koyulalım.

***

Kendi düşüncelerinden kurtulmak adına kaçtın kendinden bir gece vakti, uykuya dalmadan hemen önce. Karanlık bir sokakta ilerliyorsun tedirgince. Bu karanlık sokak senin zihnini oluşturuyor, tedirgince ilerliyorsun çünkü bir zamanlar derinlere yolladığın düşüncelerinin ve duygularının can bulup karşına dikilmesinden korkuyorsun. Zihnin o kadar karanlık ki, atacağın bir diğer adımı göremeden geçmişine çarpıp duruyorsun. Her şey yıkılmaya ve düşmeye başlıyor, tıpkı bir zamanlarki sen gibi.

Anıların tozlu yerlere, ayaklarının hemen dibine düşüyor, fark etmiyor ve yoluna devam ediyorsun. Ne aradığını, neyi bulmayı amaçladığını bilmeden yürüyorsun zihninin sokaklarında. Eski bir şarkı çalıyor o sırada, çoktan unuttuğun bir koku doluyor burnuna. O an, ayaklarının dibine düşen fakat senin fark etmeden üzerine basıp geçtiğin anı tutuyor ellerinden. Sanki tamamlanmış gibi hissediyorsun, öyle ki bu zamana kadar yarımmışsın da bir parçanı bulmuşsun gibi düşünüyorsun. Bilmiyorsun ki elini tutan anıyı geçmişte, geçmiş olmasına neden olduğunda kendinden bir parçayı da geçmişe hapis etmişsin. Fark ediyorsun ki bu zamana kadar geçmişteki bu anıya geri dönmeyi arzulamışsın, bunu anı elini tuttuğu an anlıyorsun.

Ayaklarına dolanan anıları arkanda bırakarak birkaç sokak daha ilerliyorsun elini sımsıkı tutan anıyla birlikte. Geçtiğin her sokakta kaybettiğin benliğinden birkaç parça buluyor ve onları eskimiş kot pantolonun cebine sıkıştırıyorsu, buradan çıktıktan sonra benliğine katmak için. Yavaş yavaş anlamaya başlıyorsun ‘gerçek’ benliğini geçmişe hapsederek içinde yok olmaya başladığını ve geleceğe tamamen kendine yabancı biri olarak adımlar attığını. Belki de böyle yaparak yeni hisler, yeni insanlar, yeni hayaller ile karşılaşmayı umut ediyordun; anlayamıyorsun.

Zihninin en kuytu köşesine çekiliyor ve sönmeye yüz tutmuş sokak lambasının altına oturarak elini tutan anıyı karşına alıyorsun. Uzun süre birbirinizin gözlerinin içine bakıyorsunuz; sen kendinden birkaç parça bulmayı, neden üzerinde bu kadar etki bıraktığını anlamayı umut ediyorsun, o ise neden senin kendisini unutmak istediğini anlamak istiyor. Zira ona göre anılar, bir insanın sahip olabileceği en değerli hazineydi. Anıların yok ise sen de yoktun, demekti ve ona göre sen, bu zamana kadar varlığın olmadan gelmiştin. Eğer ki anılarını geçmişe hapsetmeyip tam sol yanında taşısaydın onlar, varlığının var olmasından büyük bir onur duyardı.
Ancak onların da bilmediği bir durum vardı; geçmiş benliğine zarar veriyor ise onları geçmişte bırakmak zorundaydın ki geleceğe sağlıklı adımlar atabilesin. Sen en başında bunu amaçlamıştın fakat kendi içine hapis düşmüş, geleceğe sarsak adımlarla ilerlemiştin. Bu yüzdendi ki bir gece vakti zihninin sokaklarında seni kurtarak birkaç şey aramaya çıkmıştın, artık ‘tam anlamıyla’ mutlu olmak ve sağlam bir geleceğe güçlü şekilde ulaşmak istiyordun.

O gece, loş ışıkla aydınlanan sokakta oturup geçmişinle sohbet ediyor, hasret gideriyorsun. Huzurlusun, bu saatten sonra kaybettiğin her şeyi geri kazanacağını hissediyorsun. Bu gece öncesi yarımdın, sonrası tamamlanarak ayrılıyorsun zihninin sokaklarından. Yaşadığın anıları sol yanına taşıyorsun geçmişten, yaşayacaklarının planını ise zihnine kaydediyorsun titrek fakat özenli el yazının yardımı ile.

Anlıyorsun anılarsız bir hiç olduğunu, anılarınla var olduğunu. Geçmişe takılı kalmak yalnızca ruhunu bir ilmik gibi sökerken bomboş benliğinle geleceğe yürümeye çalışmak her gece zihnini başına yıkıyordu. Anılarını sahip olduklarıyla kabullenmek -beraberinde getireceği mutluluğu ya da acıyı- seni daha güçlü bir birey haline getiriyordu. Güçlü isen binlerce anıyı sol yanında taşıyabilir, bambaşka hislere yelken açabilirdin.

Bu yüzden anılarınızı gökyüzüne serpiştirin, her gece baktığınızda onları tekrardan yaşar ve ya’d edersiniz. Anılar benliğinizdir ve kimse benliği olmadan geleceğe doğru adım atamaz, olduğu yerde yavaşça yok olmaya başlar. Göz göre göre yok olmanıza izin vermeyin.

Haber Editörü : Tüm Yazıları